Eyl 14

Eşimle beraber uzun zamandır küçük bir Avrupa turu yapmak istiyorduk. Kısmet 30.08.2018- 11.09.2018 tarihleri arasına oldu. Bu tarihler arasında yapmış olduğumuz seyahatler ile ilgili kısa anılar paylaşmak istiyorum.

Seyahatimiz 30.08.2018 tarihinde İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanından, Macaristanın başkenti olan Budapeşte’de bulunan Ferenc Liszt Havaalanına inmemiz ile başladı. Budapeşte’ye varmadan önce Booking.com üzerinden “Teresa Apartment” isimli bir kullanıcıdan şehrin merkezinde 2+1 bir ev kiralamıştık. Evin temizliği ve eşyalar fena sayılmazdı. Eşyalarımızı eve yerleştirip, kısa bir süre dinlendikten sonra Budapeşte’yi gezmeye başladık.

Budapeşte bir tarafı Buda, diğer tarafı ise Peşte olan ve arasından türkülerimize konu olmuş Tuna nehrinin aktığı güzel bir şehir. Peşte kısmı Buda kısmına göre çok daha canlı ve hareketli. Kiraladığımız ev Peşte kısmında bulunmaktaydı.

Budapeşte’de gezebileceğiniz yerler yürüme mesafesi olarak birbirinden uzak noktalarda bulunuyor. Bu nedenle dilerseniz şehirde gezi turları düzenleyen Hop on Hof off tarzı araçları kullanabilirsiniz. Dilerseniz ise metro, otobüs gibi toplu ulaşım araçları için tekli ya da günlük biletler alabilirsiniz. Biz grup olarak dolaştığımız için daha ekonomik olması açısından 5 kişiye kadar olan günlük grup bileti alarak toplu ulaşım araçlarını tercih ettik.
İlk durağımız Macar halkı için büyük değere sahip olan, 1896 yılında Macaristan’ı fethedenlerin 1000. yılı anısına yapılan ve Macar tarihinin en önemli liderleri ve savaş kahramanlarının heykellerinin yer aldığı Kahramanlar Meydanı (Hősök tere) oldu.

Kahramanlar meydanı

Kahramanlar meydanı

Bu meydan geçmişten günümüze birçok törenin yapıldığı geniş bir alana sahip. Kahramanlar Meydanının yanında Budapeşte Güzel Sanatlar Müzesi, arkasında ise dünyanın ilk şehir parkı olma özelliğini taşıyan Varsliget Parkı bulunuyor. Budapeşte’nin en büyük parkı olan Varsliget Parkı içerisinde bir hayvanat bahçesi ve Transilvanya kalelerinin kopyası olan Vajdahunyad Kalesi yer alıyor. Kahramanlar Meydanına gelecek olursanız yakınındaki bu yerleri ziyaret edebilir, şehir parkında biraz mola verebilirsiniz.

Kahramanlar meydanını ve etrafını dolaştıktan sonra metro ile şehir merkezine dönüp ilk olarak Aziz Stefan Bazilikasını ziyaret ettik. İnşasına 1851 yılında başlanan Bazilika, 1906 yılında tamamlanmış. O zamandan günümüze Aziz Stefan’a olan saygıdan dolayı şehirde bu bazilikadan daha yüksek bir bina inşa edilmemiş. Bazilikanın kubbesine belirli bir ücret karşılığında çıkarak, 360 derecelik bir şehir manzarası seyredebilirsiniz.

Yürüyüşümüze devam ederek Tuna nehrinin kıyısına kadar geldik. Zincir köprüden geçerek şehrin Buda tarafında nehir kıyısındaki bir bankta oturup, Peşteyi seyrettik.

Zincir Köprü Budapeşte’nin en önemli sembollerinden bir tanesi. 375 metre uzunluk, 16 metre genişlikte olan köprü 1849 yılında açılmış. Köprünün her iki yakasında heykeltıraş Janos Marschalko’nun eseri olan taş aslanlar nöbet tutuyor. Köprü özellikle gece aydınlatıldığında çok daha etkileyici bir manzaraya sahip oluyor.

Akşam üzeri Buda tarafından Peşte tarafına doğru baktığınızda gözünüze mutlaka muhteşem mimarisiyle Parlamento Binası çarpacaktır. Parlamento Binası 1885-1902 yılları arasında Tuna nehrinin kıyasına inşa edilmiş. Bu yapı din ve devlet işleri arasındaki dengeyi sembolize etmesi için Aziz Stefan Bazilikası ile aynı yükseklikte tasarlanmış. Neo-Gotik tarzda inşa edilen bu yapıya bir ücret karşılığında girerek, içerisinde bulunan kraliyet hazinelerini, Korint stili sütunlarını, tavan boyalarını ve yaldızlı süslemelerini inceleyebilirsiniz.

Parlomento binasının hemen önünde nehrin kıyısında ise bir Türk heykeltıraş tarafından yapılan 60 adet demir ayakkabı bulunmakta. Bu ayakkabıların acıklı bir hikayesi var. 1944 yılının Ekim ayında, Naziler Budapeşte’ye gelirler ve şehirdeki Yahudileri nehir kenarına getirip kurşuna dizerler. Fakat kış ayında ayakkabı çok değerlidir. Bu nedenle kurşuna dizmeden önce Yahudilerden ayakkabılarını çıkarmaları istenir. Bu sayede onları öldürdükten sonra ayakkabılarını alıp giyebileceklerdir. Demir ayakkabılar belki de böyle bir vahşeti anlatabilecek en güzel eserlerden biri olarak Budapeşte tarihinde yerini almaktadır.

Kısa bir şehir turunun ardından dinlenmek için evimize döndük.

İkinci günün sabahında Macaristan’ın üçüncü büyük şehri olan ve Budapeşte’ye yaklaşık 180 km uzaklıkta bulunan Szeged’e hareket ettik. Seyahatimizi tren ile gerçekleştirdik. Tren, Budapeşte Nyugati tren istasyonundan kalkıyor ve yolculuk yaklaşık 2 saat 45 dakika sürüyor. Szeged istasyonunda ise sizi şehir merkezine ulaştıracak bir metro bağlantısı bulunuyor.

Szeged

Szeged

Szeged’de önce Szeged üniversitesini ziyaret ettik. Ardından Szeged Sinagog’unu, Klauzal ve Dom meydanlarını, Dom meydanında bulunan Ulusal Mabeti ziyaret ettik. Ferenc Móra Müzesinin önünde bulunan dinozorlar ile resim çekilip, müzenin hemen yanında bulunan Tisa nehrini seyrettik. Bir günlük Szeged maceramızın ardından tren ile Budapeşte’ye doğru yeniden yola çıktık.

Bir sonraki gün ise tüm günümüzü Budapeşte’yi gezmek üzere planladık. Acıktığımızda, açlığımızı bastırması için sabahtan sandviçler hazırlayarak yanımıza aldık.
Budapeşte’de ilk ziyaretimiz Avrupa’nın en büyük ve dünyanın beşinci büyük sinagogu olan Dohány Sokağı Sinagoguna oldu. Hemen ardından içerisinde Osmanlı İmparatorluğuna ait bir bölümünde yer aldığı Macaristan Ulusal Müzesine kısa bir ziyaret gerçekleştirdik. Bu ziyaretin hemen ardından giriş katında market alışverişi yapıp, yemek yiyebileceğiniz, ikinci katında ise genellikle hediyelik eşyaların yer aldığı Budapeşte Merkez Pazarını gidip, pazarın ikinci katından küçük ve ucuz hediyeler baktık. Açıkçası pazardan gelen yemek kokusu bizi biraz rahatsız etti.

Bir sonraki durağımız mükemmel bir Budapeşte manzarasını ayağınızın altına seren Gellert Tepesi oldu. Efsaneye göre asi ve dinsiz bir Macar grubu piskopos Gellert Sagredo’u bir varile koyarak bu tepeden aşağıya yuvarlamışlar. Bu nedenle tepe adını, asiler tarafından öldürülen piskopos Gellert Sagredo’dan almış.

Gellert Tepesinden Budapeşte Manzarası

Gellert Tepesinden Budapeşte Manzarası

Tepenin zirvesinde Sovyet güçlerinin şehri Nazi işgalinden kurtarmasının bir simgesi olarak 1947 yılında dikilen Özgürlük anıtı bulunmakta. Yine tepede Gellert Sagredo’ya atfen yapılmış Gellért Anıtı yer almakta. Tepeye çıkması oldukça yorucudur, fakat karşılaştığınız Budapeşte manzarası yorgunluğunuzu unutmanıza fazlasıyla yetecektir.

Gellert tepesinde yanımıza aldığımız sandviçleri atıştırdık. Ardından tepeden aşağıya inip, Trinity Meydanına gitmek için otobüse bindik. Bu meydanda üç önemli yapı bulunuyor. Bunlar; Matthias Kilisesi, Trinity Anıtı ve Balıkçı Tabyası.

Matthias Kilisesi 1255’te Trinity Meydanı’nda, Kale bölgesinin tam kalbinde inşa edilmiş. Osmanlı yönetimindeyken bir dönem cami olarak kullanılan yapı birçok kez restorasyon görmüş. Şu anki halini 19.yy’ın sonlarında Mimar Frigyes Schulek tarafından neo-gotik tarzda yeniden inşa edilmesiyle kazanmış. Matthias Kilisesi, bilinen ismini 1458-90 yılları arasında hüküm süren Kral Matthias’dan almış. Budapeşte’nin en önemli kiliselerinden birisi olan bu kilisede, geçmişteki birçok Macar kralının taç giyme töreni gerçekleştirilmiş. Günümüzde içerisinde birçok lahit ve hazine yer almakta.

Matthias Kilisesi ve Trinity Sütunu

Matthias Kilisesi ve Trinity Sütunu

Meydandaki bir diğer yapı Trinity anıtı. Bu anıt 1691 yılında veba sonucu hayatını kaybedenlerin anısına yapılmış.

Meydandaki bir diğer yapı ise Balıkçı Tabyası. Bu tabya 1899-1905 yılları arasında Mimar Frigyes Schulek tarafından inşa edilmiş. Tek amacı kente estetik bir görünüş katmak olan tabya, ziyaretçilerine etkileyici bir nehir manzarasını seyretme olanağı sunuyor.

Trinity meydanının ardından Budapeşte gezimizi tamamlayıp evimize döndük. Tarih 01.09.2018’i gösteriyordu ve bu akşam bizim Budapeşte’deki son akşamımızdı. Bir sonraki sabah Budapeşte Keleti istasyonundan kalkacak olan Viyana trenimiz için eşyalarımızı hazırlamamız ve dinlenmemiz gerekiyordu.

Bir sonraki gezi yazısını okumak için tıklayın.

Yorum Yaz