Eyl 15

02.09.2018 günü sabah erken saatlerde Budapeşte Keleti istasyonuna gitmek için yola çıktık. (Bir önceki Budapeşte seyahatini okumak için tıklayın.)

İstasyona vardığımızda trenin kalkış saatine yaklaşık yarım saat vardı. Bir süre bir bankta biraz dinlendik, ardından trenin bulunacağı peronu araştırdık.

Tren bileti satın alırken genellikle birden çok seçenek bulunur. Dilerseniz birinci sınıf vagonundan bir koltuk satın alabilirsiniz, dilerseniz ekonomik sınıftan bir koltuk satın alabilirsiniz, dilerseniz ise yalnızca bir bilet satın alırsınız, bu bilette koltuk numarası bulunmaz, boş bir yer bulup oturursunuz. Elbette ki bilet fiyatları da seçtiğiniz bilet türüne göre belirlenir. Biz uygun olması açısından üzerinde koltuk numarasının yazmadığı bir bilet satın aldık.

Trenin kalkmasına 10 dakika kala perona gidip, trene binmeye çalıştık. Beklenmedik bir durum ile karşılaştık. Çünkü tren ağzına kadar doluydu, oturacak ya da valizlerimizi koyacak bir yer yoktu. Uzun uğraşlar ile vagonları dolaştık, iki kişilik boş yer bulduk. Fakat kısa zaman sonra o koltukların sahipleri geldi ve kalkmak zorunda kaldık.

Valizlerimizi iki vagonun arasındaki alana yerleştirip, yolculuk tamamlanana kadar yaklaşık 3 saat boyunca tren barında oturduk. Avusturya’nın başkenti Viyana indiğimizde hava soğuktu, üzerimizdeki elbiseler ise inceydi.

Budapeşte’de olduğu gibi Viyana metro ağı, tren istasyonuna bağlı. Metro istasyonundan kişi başı 14 Euro’ya 48 saatlik bilet satın aldık. Budapeşte’deki gibi grup bilet seçeneği olsaydı, bizim için daha uygun olabilirdi.

Viyana’nın metro ağı oldukça gelişmiş, düzenli ve basit. Metroya bindik, bir aktarma ile farklı bir metro ağına geçtik, indiğimiz istasyon otele fazla uzak değildi, kısa süre sonra otelimize vardık.
Gelmeden önce, Booking.com üzerinden “Hotel Graf Stadion” adında bir otelden rezervasyon yapmıştık. Otel personelinin ilgisi, temizliği ve kahvaltı oldukça iyiydi. Konumu ise fena değildi. Kesinlikle tavsiye ederim. Odamıza yerleşip biraz dinlendik ardından, hangi durakta inip nereyi gezeceğimize dair gezi planımızın taslağını oluşturduk.
Viyana’ya pazar günü varmıştık. Su, ekmek gibi ihtiyaçlar için market aradığımızda şehirdeki mağazaların neredeyse tamamının kapalı olduğu gördük (Pazar günleri ülkenin tatil günüymüş). Şehir merkezinde biraz dolaştıktan sonra bir metro istasyonunun içerisinde açık bir market bulabildik.

Bu arada belirtmem gerekir ki Viyana şehri çok düzenli ve temiz bir şehir yapısına sahip, ayrıca insanları oldukça saygılı ve kültürlü. 2018 yılının en yaşanılabilir şehri seçilmesine şaşırmamalı. Avrupa’da şu zamana kadar gördüğüm en güzel şehir.

Otele dönüp yemek ihtiyacımızı giderdik (gelirken yanımıza birçok konserve getirmiştik, aksi halde ekonomik açıdan büyük bir külfet altına girmiş olurduk), ardından şehri gezmek için kısa bir tura çıktık.

İlk durağımız Aziz Stefan Katedraliydi. Katedral şehrin alışveriş caddelerinin kesiştiği bir noktada, oldukça merkezi bir yerde bulunuyor. Osmanlı kuşatmaları sırasında yerel halkın sığınak olarak kullandığı bu katedral 1147 yılında inşa edilmiş.

Aziz Stefan Katedrali

Aziz Stefan Katedrali

Günümüz Gotik yapısını ise 1304-1433 yılları arasında yapılan eklentiler ile kazanmış. 136 metrelik kulesine belirli bir ücret karşılığında çıkılarak, şehir manzarası izlenebiliyor. Bu kulede “Türk Çanı” olarak isimlendirilen ve Osmanlı ordusunun Viyana kuşatması sonrası bıraktığı metaller eritilerek yapılmış olan bir çan bulunuyor. Bu çan II. Dünya Savaşında zarar görmüş ve değiştirilmiş.

Bir sonraki durağımız Aziz Stefan Katedralinin bulunduğu Karntner caddesi ile kesişen Graben caddesi ve bu caddenin ortasında bulunan Veba Sütunu oldu. Bu sütun 1679 yılında yaşanan veba salgınının anısına İmparator I. Leopold’un isteği üzerine yapılmış. Yapımı 10 yıl (1683-1693) süren Veba Sütunu üzerinde kutsal üçlemeyi, melekleri ve imparatoru tasvir eden figürler yer almakta.

Karntner ve Graben caddelerinde kısa bir tur attıktan sonra bir sonraki durağımız Holfburg Sarayı oldu. Habsburg Hanedanı tarafından kışlık konut olarak kullanılan saray, I. Dünya Savaşının sonuna kadar Avusturya hükümdarlarının merkeziydi. İçerisinde İmparatorluk Evleri, Sisi Müzesi ve İmparatorluk Gümüş koleksiyonu gibi sergilerin bulunduğu saraya çeşitli tur seçenekleri ile belirli bir ücret karşılığında girebilirsiniz.

Holfburg Sarayı

Holfburg Sarayı

Hava kararmaya başlamıştı, bizde oldukça yorulmuştuk. Holfburg Sarayı’nın ilerisine yürüyerek Viyana doğa tarihi müzesi, modern sanat müzesi, Leopold müzesi ve ZOOM çocuk müzelerinin bulunduğu müzeler meydanını dolaştık, ardından dinlenmek için otelimize döndük.

Bir sonraki gün güzel bir kahvaltının ardından, ilk olarak Schönbrunn Sarayı’na gittik. Habsburg Hanedanı tarafından yazlık saray olarak kullanılan Schönbrunn, 17.yy’ın sonlarına doğru İmparator I. Leopold’un emri ile bir av köşkü olarak inşa edilmiş. İmparator I. Joseph döneminde ise genişletilerek imparatorluk konutu haline gelmiş.

Schönbrunn Sarayı

Schönbrunn Sarayı

Günümüzde Schönbrunn sarayının yanı sıra bahçeleri de büyük ilgi uyandırmaktadır. Bu bahçelerin yapımına 1569′da İmparator II. Maximilian zamanında başlatılmış, Kraliçe Theresa zamanında ise genişletme çalışmaları yapılmış. Neptün Çeşmesi başta olmak üzere içerisinde birçok çeşme ve heykelin yanı sıra bir de hayvanat bahçesi bulunan saray bahçeleri 1779 yılında halkın ziyaretine açılmış.

Schönbrunn sarayının ardından ikinci durağımız Karl Kilisesi oldu. Veba salgınından etkilenen halkın iyileşmesi umuduyla yapımına 1716 yılında başlanan kilise 1737 yılında tamamlanmış. Roma zafer kolonlarını andıran iki kulesinden birisi sadakati diğeri ise cesareti temsil ediyor.

Karl Kilisesi

Karl Kilisesi

Karl Kilisesinin ardından bir sonraki durağımız Belvedere sarayı oldu. Bu saray Osmanlının 1683′deki ikinci Viyana kuşatmasında başarılı savunma yapan Prens Eugene için inşa edilip, kendisine hediye edilmiş.
İkinci Viyana kuşatmasının başında bulunan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, şehri kuşatıp, teslim ile ele geçirmek isteyince kuşatma uzar. Bu durumdan faydalanan 100.000 kişilik haçlı ordusunun Viyana önlerine gelmesi üzerine Mustafa Paşa ordunun tüm ağırlıklarını geride bırakarak Belgrad’a çekilir. Başarısız bulunan paşa Belgrad’da idam edilir.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, kuşatmayı kaldırıp çekilirken geride birçok malzeme bırakır. Bu malzemelerden birisi de kahvedir ve bu sayede Viyanalılar ilk kez kahve ile tanışırlar. Eğer bir gün Viyana’da bir kafede otururken kahve içecek olursanız, içinizi ısıtan kahvenin sıcaklığı değil kendi geçmişinizin izleri olacaktır.
Belvedere sarayının ardından Viyana gezimizi tamamlayıp otelimize döndük. Tarih 03.09.2018’i gösteriyordu ve bu akşam bizim Viyana’daki son akşamımızdı. Bir sonraki sabah Viyana Tren istasyonundan kalkacak olan Prag trenimiz için eşyalarımızı hazırlamamız ve dinlenmemiz gerekiyordu. Bu sefer biletlerimizde vagon ve koltuk numaralarımız belli idi ve Prag yolculuğunun Viyana yolculuğuna göre çok daha kolay olacağı görülüyordu.

Bir sonraki gezi yazısını okumak için tıklayın.

Yorum Yaz