Eyl 24

06.09.2018 günü sabahı Prag Václav Havel Havaalanına gittik. (Bir önceki Prag seyahatini okumak için tıklayın.). Uçağımız saat 11.40′daydı. Fakat 2 saat rötar yapan uçağa yaklaşık saat 13.40 gibi binebildik. 15.30’da Belçika’nın başkenti olan Brüksel’e indik.

Şehir merkezine giden otobüsler havalimanının -1.katından kalkıyordu. Şehir içi ulaşım için 24 saatlik bilet alıp, şehir merkezine giden ilk otobüse bindik. Yaklaşık yarım saatlik bir otobüs yolculuğunun ardından şehir merkezine yakın bir noktada inip, metroya bindik. Birkaç durak sonra metrodan inip, otelimize yürüdük. Otelimizi Booking.com üzerinden tutmuştuk. Adı “easyHotel” di. Şehir merkezinde, mükemmel bir konuma sahip. Odaları temiz ve ferahdı. Tavsiye ederim.
Oldukça yorulmuştuk, odamızda birkaç saat dinlenmenin ardından akşamüstü şehir merkezinde kısa bir tur atmak için dışarı çıktık.

İlk durağımız etrafı farklı tarzlarda mimarilerle çevrili Grand Place oldu. Grand Place için Brüksel’in en ünlü ve hareketli meydanı dersek yanlış olmaz sanırım. Bu meydan bölgenin kültürel ve toplumsal özelliklerini yansıtan muhteşem bir karışım örneği. Meydan 13. ve 14. yüzyıllarda, gelişigüzel taşlarla inşa edilen, ahşap cepheli binalarla çeviriliymiş. 16. yüzyıla gelindiğinde Rönesans ve Barok cepheli birçok bina inşa edilmiş. Şehir 1695’de Fransızlar tarafından bombalandığında Grand Place oldukça zarar görmüş. Fakat bombardımanın ardından yaklaşık 4 yıl içerisinde aslına uygun olarak yeniden restore edilmiş.

Grand Place

Grand Place

Gece, gündüz sürekli kalabalık olan meydanda, 96 metrelik ihtişamlı bir kuleye sahip olan ve günümüzde komün meclisi olarak kullanılan Hotel de Ville ve Kralın evi olarak bilinen ve 1887’de ziyarete açılarak müze olarak kullanılan Belçika Şehir Müzesi gibi tarihi binalar bulunuyor.
Victor Hugo sürgün yıllarında iken ‘Sefiller’ romanını burada tamamlamış, Karl Marx ‘Komünist Manifesto’ kitabını bu meydan manzarasını izlerken yazmış.
Grand Place’de çekilen onlarca fotoğrafın ardından şehrin caddelerinde dolaşmaya başladık.

Grand Place’nin yakınında bulunan ve 1873 yılında, 13. yüzyıldan kalma bir manastırın kalıntıları üzerine, inşa edilen Borsa Binasını gördük. Giriş merdivenlerinin sağında ve solunda iki aslan heykeli bulunan bu binanın merdivenleri neredeyse günün her saati hep kalabalık.

Kısa bir gece turunun ardından dinlenmek için otelimize döndük.

Ertesi gün gezimize ilk olarak Brüksel Kraliyet Sarayı ile başladık. Saray, Brüksel parkının hemen önünde yer almakta.

Brüksel Kraliyet Sarayı

Brüksel Kraliyet Sarayı

18.yüzyılda yapımına başlanan saray 20. yüzyılda tamamlanmış. Kraliyet ailesi tarafından sade bulunan saray için 1900’lü yılların başında genişletme çalışmaları yapılıp, ön cephesi eklenmiş.

Notre Dame du Sablon

Notre Dame du Sablon

Bir sonraki durağımız 1134 yılında Gotik tarzında inşa edilmiş olan Notre Dame du Sablon kilisesi oldu. Kilisenin günümüzde görünen hali 13.yüzyılda şekillendirilmiş. Girişi ücretsiz.

Bir sonraki durağımız Expo 58 için yapılmış olan ve demir kristalinin 165 milyar kez büyütülmüş halini tasvir eden Atomium oldu. Atomium her biri 18 metre çapında olan 9 küreden oluşuyor.

Atomium

Atomium

Belirli bir ücret karşılığında bu küreler içinde gezilebiliyor. En tepedeki küresinde bir restoran bulunan yapının 3 küresi özel gün ve aktiviteler için, 2 küresi ise okul etkinlikleri için ayrılmış. En tepedeki küre dışında diğer kürelere yürüyen merdiven ile çıkılabiliyor. Brüksel’de mutlaka uğramanız gereken yapılardan bir tanesi.
Atomium ziyaretinin ardından şehir merkezine döndük.

Gezimize şehir merkezinde devam ediyoruz. İlk olarak 1998 yılında kurulan çikolata müzesini ziyaret ettik. Çikolata müzesinin ardından İşeyen Çocuk heykelini görmeye gittik. Belçika’nın simgesi haline gelen 61 cm’lik bu maskotun birkaç ilginç hikayesi bulunuyor.

Hikayelerden birinde bu çocuk Brüksel’i kurtaran bir kahraman. Bir zamanlar düşmanlar şehrin altına barutlar yerleştirmiş. Düşmanlar şehri tam patlatacakken, Julien isimli küçük bir çocuk yanan barut fitilini görüp üstüne işeyerek söndürmüş ve büyük bir faciayı engellemiş.

İşeyen Çocuk Heykeli

İşeyen Çocuk Heykeli

Bir diğer hikaye, bir cadının bu çocuğu taşa çevirdiği ve sonsuza kadar işeyeceği şeklinde lanetlediği üzerine. Bir diğer hikaye ise, şehirde yapılan bir savaşta, düşmanlarla savaşan bu çocuğun savaş esnasında çişinin geldiği ve savaşı bırakıp bir kenarda çişini ettiği yönünde. Elbette ki bunların hepsi hayal ürünü. Gerçek olan ise İşeyen Çocuk heykelinin şehirde baya popüler olduğu ve çektiği turistler ile Belçika ekonomisine katkı sağladığı.
İşeyen Çocuk heykelinin ardından 1847 yılında inşa edilmiş olan Galeries Royales Saint Hubert pasajını ziyaret ettik. Pasajın ardından yönümüzü Aziz Michael ve Aziz Gudula Katedraline çevirdik.

Aziz Michael ve Aziz Gudula Kilisesi

Aziz Michael ve Aziz Gudula Kilisesi

Brüksel’deki en ihtişamlı dini yapılardan birisi olan bu katedral 9.yüzyılda Aziz Michael adına bir şapel olarak inşa edilmiş. 11.yüzyılda ise Aziz Gudula’ya ait eşyalar getirilmiş ve yapı kiliseye çevrilmiş. Kiliseye giriş ücretsiz.

Bu ziyaretin ardından Brüksel’deki gezimizi tamamladık. Bir sonraki seyahatimiz için eşyalarımızı toplamak ve dinlenmek için otelimize döndük.
Bir sonraki gezi yazısını okumak için tıklayın.

Yorum Yaz