Eki 12

08.09.2018 sabahı Brüksel Tren istasyonuna gittik. (Bir önceki Prag seyahatini okumak için tıklayın.). Biletimizi “izy” isimli bir firmadan birkaç ay öncesinden almıştık. Yurtdışına gidişimize yaklaşık bir ay kala firma yetkilileri bizimle iletişime geçerek 8 Eylül’de tren hattı bakım çalışmaları olacağını bu nedenle de tren seferinin iptal edildiğini söyleyip bize birkaç seçenek sundular. İlk seçenek tanesi 20 Euro olan biletlerin iadesini almaktı. Diğer seçenek ise “izy” biletlerimizi kullanarak bir diğer firma olan “thalys” firmasının trenine binmekti. Fakat bu durum için bize kesin koltuk sunmuyorlardı, biletimizi “thalys” biletine çevirmemize yardımcı olmuyorlardı. Gidebilirsiniz, boş koltuk bulursanız oturursunuz, belki barda oturursunuz belki de ayakta gidersiniz gibi uyarılarda bulunuyorlardı.

Dönüşümüz Paris’ten olacaktı. Bu nedenle de mutlaka Brüksel’den Paris’e gitmemiz gerekiyordu. Eğer biletlerimizi iptal edip “thalys” den almaya kalkarsak hem firma “izy” firmasına göre daha iyi olduğundan hem de zaman yaklaştığından her bilet için yaklaşık 30 Euro fazla ödememiz gerekecekti. Diğer türlü ise yolculuk günü Paris’e gidip gidemeyeceğimiz “thalys” tren yöneticisine bağlıydı. Fakat biz ekstradan 30’ar Euro vermektense risk almayı tercih ettik.
İstasyonda, “thalys” firması yetkilisine danıştık. Kendisi Türk hatta bir de İzmirli çıktı. “Hemşerim gidin trene binin bir şey olmaz” dedi. :)

Tren’e gidip tren yöneticisine durumu anlattık. Beklememizi, trenin dolmasını kalan yerlere oturmamızı istedi. Onu dinlemedik. Bir yer bulup oturduk. Yolculuğumuz boyunca oturduğumuz yere kimse gelmedi. Çünkü oturduğumuz koltuklar vip yolcular içindi, trenin normal koltukları gibi sıkışık ve dar değil, geniş ve rahattı. Önünde geniş bir masası vardı. Kimse o kadar para verip vip koltuk almamış. “thalys” firmasına göre daha uygun olan “izy” firmasının biletini alıp, “thalys” firmasının en pahalı koltuklarıyla Paris’e yolculuk yapmış olduk.

Paris tren istasyonuna indiğimizde hava güzeldi. Otelimizi booking.com üzerinden tutmuştuk. Adı “Campanile Paris 19″‘du. Paris tren istasyonundan 10′luk metro/otobüs bileti aldık. Bundan önceki gezilerimizde 24 saatlik biletler alıyorduk. Paris’te ise 24 saatlik biletler bulunmuyor. Günlük biletler bulunuyor. Bilet kullanımı gece 12′de bitiyor. Bu nedenle 10′luk bilet aldık. Bir aktarma yaparak metro ile otelimize gittik. Otelimizin check in saati 14′de idi. Biz ise saat 12.30′da varmıştık. Valizlerimizi lobide bırakıp yaklaşık bir buçuk saat otelin etrafında gezindik.

Odamıza girip dinledik, gezi planımızı oluşturduk. Planımız genellikle ikinci gün ağırlıklı idi. Çünkü elimizde kullanacağımız 6 biletimiz kalmıştı. Bu nedenle bugün için, gezeceğimiz yerler arasında en ters konumda bulunan yere yürüyerek gitmeye karar verdik. Yönümüzü Ressamlar tepesinde bulunan Sacré Coeur bazilikasına doğru çevirdik. Otelimize yaklaşık 3 km mesafede bulunuyordu. Dinlene dinlene yürümeye başladık.

Sacre Coeur Bazilikası

Sacre Coeur Bazilikası

Sacre Coeur Bazilikası’ın iki takma ismi var. Beyaz rengi ve kubbeleri ile pastayı andırdığı için “düğün pastası”, yapımında kullanılan kalker taşının su ile tepkimeye girmesinden dolayı her yağmurda kendisini temizlemesinden dolayı “kendini temizleyen kilise”.
Kilise 1870 ve 1871 yıllarında süren Fransa–Prusya savaşı anısına yapılmış. Adı “Kutsal Yürek” anlamına geliyor. Bu anlama gelmesinin mitolojik bir hikayesi var. Hikâyeye göre 3.yüzyılda Dennis isimli bir piskoposun boynu vurulmuş. Fakat piskopos kopan başını kucağına alıp vaazlar vererek Paris’in kuzeyine doğru ilerlemeye devam etmiş. Bugün Sacre Coeur Bazilikası’nın bulunduğu yerde hayata veda etmiş. Bu nedenle de kiliseyi piskoposun hayatına veda ettiği konuma inşa etmişler.
1919 yılında açıldığından, çok fazla eski bir tarihe sahip olmayan kilise kentin en etkileyici yapılarından bir tanesi.

Moulin Rouge

Moulin Rouge

Sacre Coeur Bazilikası’nın ardından bir sonraki durağımız bazilikaya yaklaşık 900 metre uzaklıkta olan Moulin Rouge oldu. 1889′da açılan ve içerisinde kabare gösterilerinin yapıldığı Moulin Rouge eski zamanlarda içinde yaşanan çeşitli olumsuzluklardan kaynaklı olarak halk tarafından rahatsızlıkla karşılansa da zaman içerisinde kötü şöhretini yavaş yavaş kaybetmiş ve sosyetik bir müzikhole dönüşmüş. Tepesinde kırmızı bir yel değirmeni bulunan Moulin Rouge zamanla Paris’in simgelerinden birisi olmayı başarmış.

Moulin Rouge’nin ardından ilk günlük kısa turumuzu tamamlamış olduk. Otelimize dönmek için bizi uzun bir yol bekliyordu. Dönüş içi farklı bir güzergâh kullandık. Çünkü gelirken kullandığımız güzergâh genellikle mahalle aralarında idi ve bize pek tekin gelmemişti. Bu sefer yolu biraz da olsa uzatarak yalnızca caddelerden yürümeye özen gösterdik.

İkinci günün sabahı güzel bir kahvaltının ardından, ilk durağımız Charles de Gaulle Meydanında bulunan Zafe Takı oldu.

Zafer Takı - Arc de Trimophe

Zafer Takı – Arc de Trimophe

1806 yılında Napolyon Bonapart tarafından başlatılan yapı 1836 yılında tamamlanmış. Belirli bir ücret ödeyerek üst kısmına çıkıp şehir manzarasını seyredebilirsiniz. Zafer Takı’nın ardından caddenin doğusuna doğru ilerleyerek Paris’in ünlü ve lüks caddelerinden birisi olan Şanzelize’de kısa bir tur attık. 1667 yılında Tuileries Bahçesi’nin manzarasını genişletmek amacıyla yapılan Şanzelize günümüzde birçok lüks giyim mağazalarına, kafelere ve restoranlara sahip bir cadde haline gelmiş.
Şanzelize’nin ardından bir sonraki durağımız Notre Dame Katedrali oldu. Fransa’nın en önemli Katedrali olan yapı 1163-1334 yılları arasında Sen nehri kıyısına kurulmuş. Gotik tarzı mimarisi ve 69 metrelik yüksekliğe sahip iki kulesiyle göz kamaştıran bir güzelliğe sahip.

Notre Dame Katedralinin ardından bir sonraki durağımız Louve Müzesi oldu. Müze binası 1204 yılında Philippe Auguste tarafından Viking akınlarına karşı savunma amaçlı inşa edilmiş. 14.yüzyılda kraliyet ailesinin konakladığı saray Fransız ihtilalinin arından Napolyon Bonapart tarafından müzeye çevrilmiş.

Louve  Müzesi

Louve Müzesi

Müzenin önünde bulunan cam piramit ise mimar I.M. Pei tarafında yapılmış. Günümüzde bu piramit müzenin giriş kapısı olarak kullanılıyor. Müzenin girişi neredeyse günün her saati çok kalabalık. Bu nedenle eğer bilet alacaksanız internet üzerinden almanızda fayda var. Ayrıca müze etrafında dolaşan satıcılardan da karaborsa bilet satın alabilirsiniz. Müzenin etrafında dolaşıyorsanız, sizin onları aramanıza gerek yok onlar sizi bulur.

Müzede içerisinde Mona Lisa, Milo Venüsü, Hamumurabi Kanunları gibi birçok sanat eserinin yer aldığı toplam 35.000 parça eser bulunuyor. Eğer müzeyi de ziyaret edecekseniz, Paris seyahatinizin süresini müzeyi hesaba katarak yapın. Bir hesaba göre her eserin başında 30 saniye geçirir ve günde sekiz saat vakit ayırırsanız müze yaklaşık 8 ayda gezilebiliyormuş.

Louve müzesinin hemen önünde The Tuileries ve Carousel isimli iki ana bahçe bulunuyor. Concorde meydanına kadar uzanan bahçelerde yerel halkın ve turistlerin bir kısmı günün belirli saatini kitap okuyarak, güneşlenerek geçiriyor. Bir bankta oturup dinlenmenizi tavsiye ederim.

Concorde Meydanı

Concorde Meydanı

Bahçenin toprak yolundan Concorde meydanına doğru yürümeye başladık. Şanzelize ile Tuileries Bahçesi arasında yer alan bu meydan, XV. Louis’nin heykelinin dikilmesi için 1755-1765 yılları arasında inşa edilmiş. Meydandaki en göze çarpan yapı ise Dikilitaş. Bu taş 1836 yılında Mısırdaki Luksor Tapınağından getirilmiş. Dikilitaşın yanı sıra meydanda iki çeşme ve sekiz heykel daha bulunuyor.

Concorde meydanını geçip Eifel’e doğru ilerlemeye başladık. İlk durağımız Les Invalides oldu. Yapı, 1671-1678 yılları arasında XIV. Louis’nin emriyle yaşlı ve yardıma muhtaç askerlerin bakımı için inşa edilmiş. Yapının en önemli kısmını Napolyon Bonapart’ın naaşının bulunduğu altın kubbeli Dome Kilisesi oluşturuyor.

Eifel Kulesi

Eifel Kulesi

Les Invalides’in ardından Eifel kulesine doğru yola çıktık. Paris’te gezilecek yerler arasında ilk sırada bulunan yapının tasarımı adını aldığı Gustave Eiffel’e ait. Expo 1889 Fuarı’nın giriş kapısı olarak tasarlanıp 1887-1889 yılları arasında inşa edilen yapı zamanla kentin silueti haline gelmiş. 324 m yükseklikteki kulenin farklı katlarında toplam 3 seyir terası ve restoranlar bulunuyor.

Tepesine çıkıp 360 derecelik Paris manzarasında resim çekilebilirsiniz. Yapıya çok fazla ilgi olduğundan neredeyse günün her saati bilet kuyruğu bulunuyor. Bu nedenle biletinizi internetten almanızda fayda var. Bilet alırken fiyatına göre birçok seçenek bulunuyor. Kulenin üç katı bulunuyor. Dilerseniz kuleyi merdiven ile çıkabilirsiniz, dilerseniz bir kısmına kadar merdiven bir kısmı için asansör kullanabilirsiniz, dilerseniz ise doğrudan asansör ile çıkabilirsiniz.

Eifel gezisinin ardından bu günlük gezimizi tamamladık. Otele dönüş için Eifel kulesine en yakın metro istasyonuna gittik. İstasyondaki tüm turnikeler bozuktu. Bu sayede dönüşü bedavaya getirmiş olduk. Oldukça yorucu bir günün ardından dinlenmek için otelimize döndük.

Üçüncü günün sabahı güzel bir kahvaltının ardından, gezimize önce aşıklar köprüsünden başladık. Bildiğim kadarıyla köprünün tarihi bir özelliği yok. Yalnızca ticari amaç taşıyan köprünün üzerinde yüzlerce kilit var.

Aşıklar Köprüsü - Pont Des Arts

Aşıklar Köprüsü – Pont Des Arts

Köprüye gelen çiftler bir daha ayrılmamak üzere isimlerini bir kilite yazıp köprüye kilitliyorlar.
Ardından yönümüzü tekrar Eifel kulesine doğru çevirdik. (Eşim özellikle eve dönmeden yeniden görmek istedi.) Sen nehrinin kıyısından çekilen Eifel ‘in manzaralı binlerce fotoğrafın ardından, şehrin farklı bir bölgesinde bulunan ve otele 1 km uzaklıkta bulunan bir küçük bir alışveriş merkezine gittik ve günümüzü tamamladık.

Bir sonraki gün Türkiye ye dönmek üzere valizlerimizi hazırlamak ve dinlenmek amacıyla otelimize döndük. Dönüş uçağımız akşam saatlerinde idi. Öğlen saatlerinde otelden ayrılarak Paris Orly havalananına doğru yola çıktık.

Böylece 13 günlük seyahatin ardından gezilerimizi tamamlamış olduk. 13 günün sonunda tatlı bir yorgunluğun kısa tarifi ile yazımı sonlandırmak istiyorum.

6337 km mesafe
3 uçak, 5 tren yolculuğu,
Sayısız şehir içi metro, otobüs ve tramvay seferi
220.000+ adım
5′i başkent 6 şehir ve 5 ülke.

Yorum Yaz